[Küresel Şehirler slayt gösterisini izlemek için lütfen yukarıdaki resme tıklayın.]
Küresel Şehirler (Global Cities) sergisi, 20 Haziran – 27 Ağustos 2007 tarihleri arasında Tate Modern Müzesi’ndeki efsanevi Turbine Hall’da ziyaretçilerle buluşuyor. Tate ve la Biennale di Venezia işbirliğiyle hazırlanan sergide, dünyanın farklı yerlerinde bulunan 10 büyük şehrin son yıllarda yaşadığı değişiklikler ve küreselleşmenin bu şehirler üzerindeki etkileri inceleniyor. Londra şehrinin somut bir referans noktası olarak kabul edileceği sergide incelenecek diğer şehirler İstanbul, Kahire, Johannesburg, Los Angeles, Mexico City, Mumbai, Sao Paulo, Shanghai ve Tokyo.
Küresel Şehirler, 10. Venedik Mimarlık Bienali’nin odak noktası olan Şehirler, Mimarlık ve Toplum adlı gösterimden yola çıkılarak oluşturuluyor. 10. Venedik Mimarlık Bienali, geçtiğimiz sene 130,000’den fazla ziyaretçiye ev sahipliği yapmış ve şimdiye kadar düzenlenen en popüler bienal olarak kabul edilmişti.
Sergide yer alacak çalışmalar, London School of Economics’in, kendi yürüttüğü araştırmalar doğrultusunda hazırladığı sosyo-ekonomik ve coğrafi verileri temel alarak, hız, büyüklük, yoğunluk, çeşitlilik ve biçim başlıklı beş farklı tema ışığında hazırlandı. Mimar ve sanatçılar, büyük metropollerin karşılaştığı sürdürülebilir kentsel büyüme, ulaşım altyapısı, iklim değişimi, göç sorunu ve sosyal uyum gibi konuları inceleyen çalışmalarını sunuyorlar. Bunlara ek olarak, incelenecek on büyük şehrin mevcut durumunu konu alan video ve fotoğraf ağırlıklı çeşitli görsel sanat çalışmaları yer alıyor. Sergi için, efsanevi Turbine Hall’a, ünlü tasarım firması Pentagram tarafından özel bir enstalasyon yapıldı.
Oluşturulan sanatçı ve mimar komisyonları, özellikle Londra üzerine yoğunlaşacaklar. Şehrin kentsel gelişimiyle ilgili yapılan araştırmaları sunan ve problemlere çözüm arayan çalışmalarını sergilemek üzere, dünyaca ünlü beş mimar ve mimarlık şirketi görevlendirildi. Sergide, uluslararası sanatçı ve mimarlara özel olarak sipariş edilen bu yepyeni işler ağırlık kazanacak.
Ayrıca, 22-25 Haziran tarihleri arasında, Londra’nın mevcut durumunu ve gelecekte yapılması gerekenleri konu alan bir tartışma platformu düzenleniyor. “Londra Oturumu 2007” başlıklı oturumlara, mimarlık, tasarım, iş dünyası, medya ve politika alanlarında önemli konumlara sahip ünlü şahsiyetler de katılacak ve Londralılarla birlikte “Nasıl bir şehirde yaşamak istiyoruz?” sorusunu tartışma fırsatı bulacaklar.
Girişin ücretsiz olacağı sergi, Land Securities sponsorluğunda, Savills ve Derwent London’ın katkılarıyla düzenleniyor.
Sanatçı ve Mimarlar
Sergi için görevlendirilen sanatçı ve mimarlar, Nigel Coates, Zaha Hadid & Patrik Schumacher, Fritz Haeg, OMA*AMO/Rem Koolhaas, Nils Norman ve Richard Wentworth.
Sergiye katılan diğer sanatçı ve mimarlar ise şöyle: Atelier Bow Wow, Hüseyin Alptekin, Francis Alys, Laurence Bonvin, Osman Bozkurt, Hala Elkoussy, Kendell Geers, Dryden Goodwin, Andreas Gursky, Francesco Jodice, Eva Koch, Maha Maamoun, Hatakeyama Naoya, Neutral, Nils Norman, Scott Peterman, Melanie Smith, Dean Sameshima, Guy Tillim, Paromita Vohra ve Yang Zhenzhong.
Zaha Hadid & Patrik Schumacher
Zaha Hadid Mimarlık Ofisi
1950 doğumlu, Irak asıllı İngiliz vatandaşı Zaha Hadid, komplike, dinamik ve akıcı alan tasarımlarıyla tanınıyor. 2004 Pritzker Mimarlık Ödülü’nü kazanan ilk kadın mimar olan Hadid, teorik ve akademik çalışmalar da yapıyor. Son projelerinden biri İstanbul’da, Kartal Kıyı Kesimi Kentsel Dönüşüm Projesi (Nisan 2006) olan mimarın diğer önemli projeleri arasında, Phaeno Science Center (Wolfsburg, Almanya, 2005), BMW Centre (Leipzig, Almanya, 2005), Rosenthal Center for Contemporary Art (Cincinnati, Ohio, 1998) bulunuyor.
Küresel Şehirler için Patrik Schumacher ve 16 kişilik proje ekibiyle birlikte hazırladığı çalışmasında, Avrupa’nın en büyük kentsel ıslah projelerinden biri olan Thames Gateway’i inceliyor. The Role of Form in Urbanism - The Thames Gateway as Urban Laboratory (Urbanizmde Formun Yeri - Bir Kentsel Laboratuvar olarak Thames Gateway) başlıklı çalışmasında, dijital tasarım teknolojilerini kullanarak, alanda bulunan yapıların tipolojik bir analizini yapıyor ve bölgeye farklı stratejilerle yaklaşarak dinamik ve zengin bir düzenleme arayışına giriyor.
Rem Koolhaas
Office for Metropolitan Architecture (OMA)
Hollandalı mimar ve teorisyen Rem Koolhaas, algı kalıplarını kıran tasarımlarıyla tanınıyor. 1975 yılında, Madelon Vriesendorp, Elia ve Zoe Zenghelis’le birlikte Londra’da kurduğu OMA, faaliyetlerini, bugünün toplumuna hitap eden ve bugünün binalarını tasarlayan bir anlayışla sürdürüyor. Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi Koolhaas’ın OMA’yla yaptığı tasarımlar arasında Seattle Halk Kütüphanesi (Seattle, 2004), CCTV binası (Beijing, 2004) ve Guggenheim Müzesi (Las Vegas, 2002) bulunuyor.
OMA ve AMO ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği Dilemmas in the Evolution of the City (Kent Evrimindeki İkilemler) adlı çalışmasında, kentlerin hem birer tatil yeri olması, hem de halk tarafından gözetilip denetlenerek idare edilmesi ihtiyacını inceliyor. Dubai ve Singapur gibi “tatil kentlerinde” biçimin bu tatilcilik anlayışına bağlı olduğunu anlatan Koolhaas, bu çıkış noktasını temel alarak Londra’nın kentsel yapısını eleştiriyor.
Nigel Coates
1949 yılında İngiltere’de doğan Nigel Coates’un tasarladığı binalar ve objeler, hareket ve kendiliğindenlik hissi veren adeta canlı birer organizma. 1985 yılında kurduğu Branson Coates Mimarlık şirketi, Japonya, İngiltere ve Avrupa’da çok çeşitli işlere imza attı. 2003 yılında, The Guide to Ecstacity adlı bir kitap çıkaran Coates, şu anda Londra’daki Royal College of Art’da, Mimarlık ve İçmimarlık bölümünde dekanlık yapıyor.
Küresel Şehirler için hazırladığı Mixtacity adlı çalışmasında, Coates, farklı kültürlerden gelen insanların Thames Gateway’de barınma potansiyelini araştırıyor. Daha önce alana 160,000 yeni ev kurulması planlanmış ancak alandaki yoğunluk, çeşitlilik ve ulaşılabilirlik gibi konularla ilgili bir çalışma yapılmamıştı. Mixtacity, farklılık konusunu vurgulayan bir mimari anlatım içeriyor.
Nils Norman
St. Martins Sanat Okulu mezunu Nils Norman, 1991 yılından 2000 yılına kadar hem Londra hem de New York’ta çalıştı. 2000 yılında Londra’ya kesin dönüş yapan sanatçı, fazlasıyla ütopik eserleriyle tanınıyor. 2005 yılında, Danimarka’daki Roskilde Komünü için geniş çaplı bir tasarım projesi üstlenen Norman’ın en iyi tanınan çalışması, Geocruiser. Bu çalışmasında, bir tur otobüsünü çok fonksiyonlu hale getiren sanatçı, otobüsün içerisine bir sera, kütüphane, güneş enerjisiyle çalışan bir fotokopi makinası ve organik atıkları zengin toprağa dönüştüren bir kompost kutusu yerleştirmiş. Kütüphanede, kentsel tasarım, alternatif enerji sistemleri, ütopyalar, bahçecilik teknikleri gibi konulara sahip kitaplar bulunuyor.
Nils Norman, Küresel Şehirler sergi salonuna, ödünç alınmış üç parça sokak mobilyası yerleştiriyor. Her bir parçanın üzerindeki tabela ve reklam panolarında, ekolojik temalar ile çevre ve doğayla ilgili bilgiler yer alıyor. Bunların yanında yer alacak bir sokak lambası direği ve bir sokak tabelası üzerindeyse yanlış kentsel planlama ve kötü mimari tasarımlarla ilgili yorumlar bulunuyor. Ayrıca, iklim değişikliğinin etkilerine dikkat çekmek için, bir otobüs durağına kaktüsler ve kurak iklim bitkileri yerleştirerek bir “gelecek bahçesi” oluşturuyor.
Richard Wentworth
1947 yılında Samoa’da doğan Richard Wentworth, eğitimini Royal College of Arts’da gördü. 70’lerin sonlarında New British Sculpture akımının öncülerinden biri olan sanatçı, 1974’te Mark Rothko Memorial ödülünü aldı. Birbirinden çok farklı materyaller ve bulunmuş objeleri yanyana getirmeyi seven Wentworth, kent yaşamının bazı tuhaf tesadüflerini fotoğraflarıyla belgelemekten de hoşlanıyor. Çalışmaları Londra, Kudüs, Dublin, Viyana ve Paris’teki çeşitli galerilerde sergilendi.
Sanatçı, Küresel Şehirler için hazırladığı çalışmasında, sergi alanının dört bir yanına Londra’daki yol sinyalizasyon işçilerini çalışırken gösteren monitörler yerleştiriyor. Ziyaretçiler, Turbine Hall’un çeşitli noktalarından, farklı açılarla, silinmiş çizgileri ve kelimeleri onaran çalışanları yavaş çekimde izleyecekler.
Fritz Haeg
1969 yılında Minesota’da doğan Fritz Haeg, Venedik ve Amerika’da eğitim gördü. 1995 yılında New York’ta Fritz Haeg Studio’yu kurdu, 1999’daysa şirketini Los Angeles’a taşıdı. 2001 senesinde Sundown Salon’u kurarak, evini ve bahçesini, pazar günleri sanat tartışmalarının yaşandığı bir mekan haline dönüştürdü. 2006’da bu projesinin bir devamı ve alternatif bir eğitim merkezi olarak Sundown Okulevi’ni kurdu. 2001 yılında başlattığı Gardenlab programı, bahçeleri hem metaforik alanlar hem de gerçek bir laboratuar olarak kullanarak, sanat ve tasarımda ekoloji tabanlı girişimleri desteklemeyi amaçlıyordu. Bu programın bir uzantısı olarak 2005’te başlattığı Edible Estates, tipik Amerikan evlerinin ön bahçelerindeki bitkileri, yenebilir olanlarla değiştirmek üzere geliştirilen bir projedir.
Küresel Şehirler sergisi için Haeg, Londra’daki ilk Edible Estate’i kurmak üzere Tate tarafından görevlendirildi. Sanatçı, 25-27 Mayıs tarihleri arasında, şehir içerisinde bulunan ve kullanılmayan bir alanı yenileyerek, yenilebilir bitkilerden bir bahçe kurdu. Gerçekleştirilen proje için, Brookwood House sakinleri, SE1 ve Bankside Open Spaces Trust’la birlikte çalışıldı. Bahçe, bölge sakinleri tarafından kendi ürünlerini yetiştirmek için kullanılmaya devam edilecek.
İstanbul Çalışmaları
Hüseyin Alptekin
1957 Ankara doğumlu Hüseyin Alptekin, İstanbul’da yaşıyor ve çalışmalarını burada sürdürüyor. Sanatçının katıldığı uluslararası sergiler arasında, İstanbul, Sao Paulo, Brezilya ve Montenegro Bienalleri; Avusturya’da düzenlenen In Search of Balkania (Balkanları Ararken, 2002) ve Blood & Honey − Art in the Balkans (Kan ve Bal – Balkanlarda Sanat, 2003) adlı sergiler ile Almanya’da düzenlenen In the Gorges of the Balkans (Balkanların Geçitlerinde) adlı sergi bulunuyor.Hüseyin Alptekin, sergiye, iki farklı coğrafyayı hoş bir şekilde birleştiren Incidents 2005-7 (Hadiseler) adlı video enstalasyonuyla katılıyor. Sabit bir noktaya yerleştirdiği kamerasıyla günlerce çekim yapan sanatçı, İstanbul’da yaşayan Nijeryalı bir çöp toplayıcısıyla Mumbai’deki bir plajdan aldığı görüntüleri birleştiriyor. Incident-s Istanbul ve Incident-s Bombay, bir bireyin, çevresindeki dünya kendi faaliyetine devam ederken, bulunduğu uzay- zaman noktasını nasıl kontrol edip düzenlediğini anlatıyor.
Laurence Bonvin
1991 senesinde Fransa’da bulunan l’Ecole Nationale Supérieure de la Photographie’den mezun olan Laurence Bonvin, hem Berlin hem de Cenevre’de yaşıyor. Lausanne Art School’da fotoğraf üzerine ders veriyor.
Laurence Bonvin, son beş senedir İstanbul çevresindeki özel toplulukların ve kentsel yayılmanın hızlı gelişimini inceliyor. Bu topluluklarda bireyselliğe çok az yer kalmasına rağmen, İstanbul’un zengin kesimi tarafından temiz ve güvenli birer cennet olarak kabul ediliyorlar. Bonvin, On the Edges of Paradise ve Istanbul Peripheral (Cennetin Kıyılarında ve İstanbul Çevresi, 2005-6) adlı çalışmalarıyla, yapay olarak oluşturulan bu mahallelerin sakin sertliğini vurguluyor. Bu yapay mahallelerin sınırları, oluşturulan cennet kavramı ile bunun etrafında büyümeye devam eden coşkun şehir arasında birer ayrılık çizgisi oluşturuyor.