
Açık havalarda gökyüzündeki iki bin yıldızı çıplak gözle görebilirsiniz! Hem de hiçbir özel güce sahip olmadan! Uçsuz bucaksız Afrika bozkırlarından birinde, serin bir akşamüstü ve ben elimde büyülü mantar şarabı, şilteme uzanmış kutup yıldızının okuduğu şiiri dinliyorum! Son bir haftamı Madagaskar adasında, yüz yıllık bir palmiye ağacının tepesinde, trans halinde geçirdim. Kurbaçfili, bu gizemli adada yaşayan ve sayıları yüzü geçmeyen bu palmiye ailesine mensup ağaçlardan bahsettiğinde oldukça şaşırmıştım, yüz yıl boyunca sadece bir çiçek açmak için yaşamaya devam ediyorlar ve çiçek açar açmaz kurumaya başlıyorlar! Ayrıca meditasyon yapmak için de en doğru enerjiyi yayıyorlar! Transım sırasında zavallı ağaç ömrü boyunca beklediği çiçeğini doğurmuş olmalıydı. Ben gelip de en tepedeki dalına yerleştiğimde yemyeşil olan dostumuz kurumaya başlamış, bu dünyadan göçüp gitmenin verdiği hüzünle sessizleşmişti. Son anlarında çiçeğini doğururken büyük bir hazla yaşam amacını izlemiş olduğunu düşündüm, en anlamlı üretimine bakıp huzur dolmuş olmalıydı. Ulu ağaçla sessizce vedalaşırken, popoma yapışmış buruşuk şeyi fark ettim. Çiçeğe mi benziyordu ne?
Zambiya! Meditasyonum sonucunda hedefimi belirlemiş bulunuyorum. Zambezi nehrinde bulunan “Mosi-oa-Tunya” şelaleleri! Çölde geçirdiğim o berbat günlerden sonra bu yolculuk zavallı hayatıma renk getirecek! Önce meditasyonda gördüklerimden bahsedeyim; şarkıda ki sesin sahibini bulabilmek için ilk önce şelalenin döküldüğü yere gideceğim, orada Jhala adlı mavi malavi balığını bulup onu ağlatmayı başaracağım ki yöntem olarak şarkıyı dinletmeyi planlıyorum. Akıtacağı ilk gözyaşını alıp, Zambezi’de yaşayan dev timsahlara götürüp, karşılığında sesin sahibinin yerini öğreneceğim! Oldukça zahmetsiz görünüyor, bakalım düşündüğüm kadar kolay olacak mı? Bu gece yarısı yolculuğumla ilgili yararlı bazı bilgiler almak ve ayrıntıları öğrenmek için, bilge su aygırı Bishonga’ya gideceğim ama izninizle ilk önce kutup yıldızının şiirinin bitmesini beklemeliyim. Afrika’daysanız ve maceralı bir yolculuğa hazırlanıyorsanız, mutlaka Bishonga’dan akıl almalısınız! Herkesin bildiği gibi Bishonga sizinle konuşmadan önce üç soru sorar ve cevapları kutup yıldızının şiirinde gizlidir.
Neredeyse gece yarısı olmak üzere ve ben ucu ucuna yetişiyorum! Aslanların kovaladığı o zebra sürüsü üzerimden geçmeseydi sanırım hiç uyanamayacaktım! Yorgunluk ve tatlı esintiler aklımı çelmiş olmalı, yoksa şarap bana pek dokunmaz! Umarım Bishonga çok zor sorular sormaz, zira şiirin büyük kısmını kaçırdım! Aksi, sinirli ve insanlardan daha hızlı koşan bir bilge su aygırı kulağa pek hoş gelmiyor. Bütün maceramın anahtarı onda saklı olabilir, eğer bu fırsatı kaçırırsam yolculuğum çok zorlaşabilir. Trans esnasında bana bir çift sandalet verdiğini görmüştüm, hadi bakalım! Aah, tanrı Roog-sen, desteğini esirgeme benden! Bu o! Ne kadar da iri görünüyor!
-Selamlar olsun ulu bilge! Sana perilerin selamıyla geldim, bilgeliğine ve yol göstericiliğine ihtiyacım var!
-Selamın senin olsun insan, çabucak cevap ver sorularıma! Bir bebeğim olmak üzere, çok kızgın ve sancılıyım!
Herhalde zamanlama konusundaki şanssızlığım büyük büyükdedemden geliyor. Dünyayı keşfetmek için Güney Okyanusu’na açılan bir gemide işe girmiş. İşi ilk başta kulağa çok hoş geliyor, geminin tabanında oluşan birikintileri temizlemek! Ayda bir dalıyormuş ve işi 30 dakika sürüyormuş! Gemi, farkında olmadan, çiftleşmek üzere olan balina sürüsünün arasında demirleyene dek her şey çok güzel gidiyormuş. Bizimki her zamanki gibi dalış takımlarını giyip hortumuyla suya inmiş ve tam o anda erişkin bir balina bir çocuğa daha bakamayacağını düşünmüş olmalı ki 2.5 metrelik penisini müstakbel eşinin malum organından çıkarıp, bir tonluk yükünü bizimkinin üzerine boşaltmış! Büyük büyükdedem üç sene meczup bir hayat yaşadıktan sonra, bir sirkte cüce olarak çalışan büyük büyükninemle tanışıp yuvasını kurmuş. Balinanın etkisi var mıdır bilinmez ama tam on beş çocukları olmuş.
Ben şanssızlığımın kaynağını araştırırken, bilge Bishonga ilk soruyu şimşek hızında patlattı!
-Çabucak cevap ver bakalım, kıtaların arasındaki ortak özellik nedir?
Roog-sen, yakarışlarıma kulak verdiğin için çok teşekkür ederim!
-Hepsinin ismi aynı harfle başlayıp aynı harfle biter!
-Güzel! Peki, Hawaii alfabesinde kaç harf vardır?
-Bunu bilmeyecek ne var! 12!
-Çok güzel, hızlı olmana çok sevindim! Son soru! Zebralar beyaz üzerine siyah çizgili midir, yoksa siyah üzerine beyaz çizgili mi?
Son soru uyandırma servisimle ilgili olduğu için pek de zorlandığımı söyleyemem. Cevap tabii ki beyaz üzerine siyah! Bu gece, hem yolculuğuma açılan güzel bir pencereye hem de bir su aygırının doğumuna seyirci oldum! Bilge, bana bu gecenin şerefine bir çift sandalet verdi (yaşasın sevgili transım). Söylediğine göre hızımı en az on kat arttırırmış. Her şey ne kadar da eğlenceli ilerliyor!
Sanıyorum Bishonga’dan neler öğrendiğimi bilmek istersiniz. Gözyaşına muhtaç olduğum Jhala adlı balığı ağlatmak pek kolay olmayacak gibi görünüyor, aşka inanmıyormuş ve son 500 yıldır bırakın ağlamayı, kahkahalarının dindiğini duyan olmamış! Söylediklerine göre ağlatmayı başarsam bile, tek bir damla gözyaşından başka şansım olmayacakmış. Jhala onu mutsuz eden herhangi bir şeyi hemen unuturmuş! Şu şarkıyı dinletme planını bir daha gözden geçirmekte fayda var! Dev timsahlara gelince, gözyaşına ulaştığım taktirde her şey yolunda gidecek gibi görünüyor. Bishonga onların bir damla gözyaşı için her şeyi yapabileceklerini söyledi! Ancak içlerinden adı Sibanje olana karşı tetikte olmam konusunda da uyardı. İçlerinde en iri olan oymuş ve boyutları fırsatçılığından ve zekasından geliyormuş! Son beş yılda ne mucizelere tanık oldum, neler gördüm ve duydum! Pöh, bunların altından mı kalkamayacağım! Sabaha kadar bir plan yapıp, sabah erkenden yola çıkıyorum! Uykusuz karıncalar adına, bekle beni büyülü ses! Birkaç kadeh daha içeyim, geliyorum!
Sıcaktan olmalı, evet evet, kesinlikle havayla ilgili! Normal şartlarda bu kadar uyumam canım, nereden çıktı bu şimdi! Kahretsin, neredeyse öğlen olmuş! Uyumadan önce bir plan yapmıştım, diye hatırlıyorum ama… Tabii canım o son şişe şaraba başlarken bir şeyler netleşmek üzereydi. Bir düşüneyim… İki yavru leoparla oynadığımı hatırlıyorum… Sonra annelerinin geldiğini ve üzerime atladığını… Neyse, daha fazla zaman kaybedemem, hemen Jhala’ya gitmeliyim! Büyülü ses, bekle beni demiş miydim?
Pek uzun sayılmayacak bir yolculuktan sonra Mosi-oa-Tunya’ya ulaştım! Bu ad yerli dilde “gürleyen sis” anlamına geliyor. Ne kadar güzel bir yer olduğunu size anlatamam! Bu kadar eğlenceli bir ortamda neşeli bir balıktan gözyaşı koparmak hiç de kolay olmayacak! Elimde gözyaşı şişesiyle azgın sulara atlamak üzereyim, bana şans dileyin! Tanrım, su o kadar serin ve davetkar ki Jhala’yı unutup keyfini çıkarıyorum! Saatler sonra ağaçların altında güneşlenirken neşeli dostumuzun sesiyle irkiliyorum!
-Ha ha ha! Yeni birileri gelmiş ha? Yalnız mısın yabancı? Dostların yok mu?
-Jhala?
-Adımı nereden biliyorsun? Hey bakın, beni tanıyor dostlarım! Ünüm insanlar arasında da yayılmış demek ki! Kederinden arınmak için bana mı geldin yoksa? Dört ayaklı, kanatlı ve solungaçlı tüm dostlarımın yaptığı gibi?
-Öyle sayılır. Yardımına ihtiyacım var, Jhala!
Ona bütün hikayemi anlattım. Beni sıcak bir tebessümle dinledi ve ihtiyacım olan gözyaşını almak için hiçbir plan yapmadığımı duyunca şaşırdığını söyledi. İşin aslı, neşesini görünce bir anda içimde büyük bir korku belirdi. Etrafımızı onlarca vahşi hayvan sarmış hepsi Jhala’nın ağzının içine bakıyorlardı. Ben bile neredeyse neşeye kapılıp aradığım şeyi unutmak üzereydim. Hikayeyi çok uzatmayacağım, ona küresel ısınma ve kuraklık riskinden bahsettiğimde daha konuyu yarılamadan gözyaşı şişem neredeyse dolmuştu bile. Hatta hızımı alamayıp savaşlardan da bahsedip birkaç damla da kendi arşivime ayırdım. Bu sefer şarap yok! Doğruca timsahların bulunduğu koya doğru yola çıkıyorum!
Koya geldiğimde timsahlar arasında hararetli bir tartışmanın sonu yaşanıyordu. Tavırlarından ve heybetinden Sibanje’yi hemen tanıdım. Yanındaki kendinden biraz daha küçük olan timsah konuşurken, kocaman dişlerini göstererek sinsi sinsi etrafı süzüyordu.
-Ama genelde büyük haksızlık! Neden bizim böyle bir kusurumuz var! Zürafalar da yüzemez, evet! Ama o kadar derin bir su koca Afrika’da nerede var? Tamam filler de zıplayamaz ama bir fil neden zıplasın ki?! Hayır! Dilimizi çıkaramıyor olmamızı kabullenemiyorum!
-Yeter Mvula! Dondurma seven tek timsah sensin diye bu kural bozulamaz! Kaderini kabul et ve impalanı yedikten sonra tatlı olarak babuna razı ol!
Sibanje’nin ses tonundaki otorite ve kararlılık bende korkunç bir impala ve babun iştahı kabarttı. Cesaretimi toplayıp lafa girdim.
-İyi günler dilerim, beyler! Rahatsız etmiyorum ya?
Hiçbiri yerinden kımıldamadı. Aniden ortalığı ölüm sessizliği kapladı. Az önce konuşan genç timsahın tatlı olarak dondurma ve benim aramda gidip geldiğini hissettim. Birinin ona, tatlı olamayacak kadar seyrek yıkandığımı söylemesini çok isterdim!
-Bakın beyler, sorun değil, bilgi arıyorum ve karşılığında size güleç mavi balık Jhala’nın gözyaşlarını öneriyorum! Evet, cevabınızı bekliyorum!
Pazarlığın sonunda sesin sahibinin nerede ve kim olduğunu öğrenmiştim! Sudwala mağarasının derinliklerinde, lanetli bir büyüyle bir zümrüde hapsedilmiş, dünyalar güzeli bir kadın, uzak ülkelerden bir prenses! Artık şaraptan başım dönmeye başladı, gözlerim kapanıyor! Lanetin rengi yeşil! Şarap kan kırmızı! Zümrüdün o büyüleyici yeşiline karşı savaşmaya hazırlanmalıyım! Renklerin savaşı başlıyor! Tabii ilk önce şu kadehi bitireyim!
Devam edecek…
Fotoğraf: Paolo Zanin