Sınırım Bozuldu!


Deniz Arcak

Illustrasyon: Yesim Turkdogan

Ve hayatta, başıma ne geldiyse, bu yüzden geldi vallahi. Aslına bakacak olursanız, hayatım boyunca, sınırdan ve sınırlardan, öcü gibi korkmuşumdur. Buna karşılık, sanıyorum bu korkumu, hissetmemek ve hissettirmemek için, hep sınır ötelerini zorlamış, bir de üstüne, büyük bir merakla kurcalamışımdır. Artık büyümem gerektiğini idrak etmem gerektiğinde, (oldum olası bir idrak problemim vardır da) sınırların ne kadar önemli olduğunu kabullenmeye başladım. Bi defa ‘sınır’ ne demektir? Kavram olarak bi anlamaya çalışayım, sizin için de bi sakıncası yoksa tabii. Küçüklüğümde, babamdan çok sık duyduğum bi laf vardı. “Tadında bırak tadındaaaa,” diye bağırıp, fısıldayıp, ima edip dururdu. Ben de inadına, suratımda şuursuz bi ifadeyle, her neyle uğraşıyorsam, onun dibine doğru, gözlerinin içine bakarak ilerlerdim. Şimdi şimdi anlıyorum bu tadında bırakmak ne imiş. Hani beylik bir laf vardır, “senin özgürlüğün, başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde biter” diye. Yahu şuursuz birinin, bunu idrak etmesi, ya bir mucizeye bağlı (gökten başınıza koca bir şuur düşmesi gibi), ya felaket bi tecrübeye ya da kendinden boşanmak istemesine. Benim başıma her üçü de geldi sayılır, fakat sınırlara isyan, bir tür tiryakilik sanıyorum, o kadar kolay olmuyor.

Halbuki, ancak ve ancak, sınırları anladığımız zaman, sınırsızlığı idrak edebiliyoruz. Sınır, edep mi demek oluyor ne? Sanıyorum bir bakıma öyle oluyor. Bi kere sınırları öğrendiği zaman insan, daha az darbe alıyor, daha az kırılıyor ve daha az çuvallıyor bence. Sınır aynı zamanda “had” anlamına da geliyor, öyle değil mi? Haddini bilen bir insan, nasıl etrafına huzur veriyor, güven veriyor, iyi anlamda tüm duyguları veriyor işte, di mi ama? Fakat bunu da öğrenmenin, en etkili yolu, “bir musibet, bin nasihatten iyidir” atasözümüz icabı, sınırı aşıp, dalağımızı yarmamızdan da geçiyor olabilir hani. Artık hangi konuda, haddimizi bilmemiz gerekiyorsa, konuya dair algıda seçicilik yapıp, ona göre bir davranış sergileriz ya… Genellikle şahsım, bu meseleyi algıda sıçıcılıkla, mahv-u-perişan edebiliyorum affedersiniz. Ve şu anda, bunları ifadelendirmeye çalıştığım yer öyle acayip ki. Şu anda kafamı kaldırıyorum (sırf sizin için ha), tepemde sayısız yıldızlar, tamamen hadlerini aşmış bir vaziyette parlıyorlar. Gece saat iki suları, kulağımda tüm sakinliğiyle, beyaz çakıl taşlarını, tatlı tatlı okşayan denizin sesi, hemen aşağıda, beni ciğerimin dibine kadar tanıyan can dostlarım var. Ben şimdi haddimi, sınırımı nasıl bileyim bi söyler misiniz yahuuuuu. Ayıptır söylemesi, Kaş’ta, küçük bir yarım adaya, namı diğer, Liman Ağzı’nda, gerçek manada Don Kişotluk yapan, görevi insanları ihya etmek olan, İhya dayımızın yanına, iki cancağızımla, bi tüyüverdik de. Haaa darısı herkesin başına, bizim dayımız, sizin de dayınız sayılır, dayımız dünya çapında bir dayıdır yani. Demem o ki; burası öyle bir yer ki; sınırlar, hükümet kararıyla kaldırılmış. Sınırsız huzur, sınırsız keyif, sınırsız muhabbet, sınırsız tatlı insan, yakamoz, ağaç, güvercin, kedi kılığında bir ulu manitu, gökyüzü, deniz… Hele bir düşünün, bu ortamdaki konumuz da sınır. Hep derler ya, içinden çıkamadığınız olaylara bakmak için, baktığın yeri değiştir diye. İşte burası orası benim içün. Çünkü burada, hiçbir şeye kötü bakmak mümmmkün değil. Hayatınızı, gaayet olumlu ve objektif bir açıdan gözden geçirebilirsiniz. İstanbul’dayken sınır konusuna dair başka şeyler vardı aklımda ama burada düşündüm de dilediğimizce sınırları zorlayabiliriz. Anladım ki sınırları aştığımızda, sınırlar bize kendilerini öğretecektir. Dilerim ki çok canımız yanmadan öğrenelim hep beraber. Haaa, şunu da demeden edemiycem, baktığımız yerde bi sınır görüyorsak, o da bizim kifayetsizliğimizdir icabında. Sınırsız sevgilerimi sunar, sınırsız gökyüzünün, şuursuzca parlayan yıldızlarına dalmak üzre, izninizle efendim. Saygılar.

İllustrasyon: Yeşim Türkdoğan



Page copy protected against web site content infringement by Copyscape