Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum! Bir mola daha verirsek sanırım 20. olacak! Hava yaklaşık 55 derece olmalı! Durmalıyım! Yaklaşık beş senedir doğru düzgün insan yüzü görmüyorum! Yaşantı denen şeyin ne olduğunu unuttum, şehirleri, trafiği, meydanları, insan kalabalıklarını, dostlarımı, aşkı! Bir şehirde yaşadığımı hatırlıyorum, denizin ikiye böldüğü, çok kalabalık. Kimdim, kimlerleydim, nasıl yaşıyordum? Kulaklarımda buruk melodiler yankılanıyor, müzik miydi adı? Hatırlamaya başlıyorum… Bir müzisyendim ben, seslerle kazanıyordum hayatımı. Küçük, küçücük bir ev geliyor aklıma, ahşap güzeller güzeli penceresinden bakıyordum hayata. Bir müzik yankılanıyor kulaklarımda, siz de duyuyor musunuz? Masallardan fırlamış bir peri hatırlıyorum, sesini duyduğumu, peşine takılıp, tüm gündelik gerçeklikten uzaklaştığımı hatırlıyorum. Perinin şarkısı mı bu yoksa? Duyuyor musunuz? Sözlerini anlıyor musunuz? Bu şişe de neyin nesi? Niye bir yudumuna çılgınca açlık çekiyorum, niye tutamıyorum kendimi? Bir yudum, son bir yudum!
Kahretsin, patronun verdiği akıl düzenleyici iksir bitmek üzere ve rehberim, sevgili bukalemun dostum Kurbaçfili, sürekli uyumaya başladı! Bu civarda peri konseyinin bir tatil köyü olduğunu biliyorum, şu işi başarırsak acaba bize bir tatil koparabilir miyim? Tanrım, çok sıcak! Burada her şey kupkuru! Sihirli çöl giysilerimiz, kum fırtınaları ve etrafımızda sürekli değişen kum tepeleri bana yıllar önce okuduğum Dune’u hatırlatıyor. Bizim Siyeç’imiz nerede acaba?
Ah, size tanıtmayı unuttum, dostum Kurbaçfili 2.500 yaşında bir bukalemun! Sanıyorum durumumuzu açıklamamda fayda var, şu anda Kenya’nın Kisimu çölündeyiz ve tabiat ananın takvimine göre beş gün önce yağması gereken ancak ortalarda görünmeyen yağmurun akıbetini araştırıyoruz. Size inanılmaz gelse de dünyadaki birçok denge, periler ve yerel tanrılar tarafından kuruluyor ve bizlerin bürokratik kurumlarına benzeyen bir yapıyla çalışıyorlar. Sırlarını sadece ben ve Kurbaçfili gibi seçilmişlerle paylaşıyorlar. Seçilmişlere katılmak için vicdan sahibi olmanız yeterli, insan, hayvan ya da bitki fark etmiyor, en yakın arkadaşlarımı merak ediyorsanız söyleyeyim; Mösyö Kızıl Çam ve Madam Japon Balığı. Kim olursanız olun, periler istemeseniz de gelip sizi buluyor, kaçış yok emin olun!
Bir müzisyen olarak yaşadığım geçmişimden uzaklaşalı yaklaşık beş yıl oluyor. Şimdi yerleşik tüm düzenlerden bağımsız, yılda sadece birkaç insan yüzü görerek, gezegenimizin her köşesini dolaşıp bana verilen çeşitli görevleri yerine getiriyorum. Aslında halimden pek de şikayetçi sayılmam, aklınızın alamayacağı imtiyazlarım ve donanımlarım var! Unutma şurubu, 15 kaplan gücü iksiri (ki bu Fantom’u alaşağı edebileceğim anlamına gelir), görünmezlik terliği (kulağa pek hoş gelmediğinin farkındayım ama en azından görünmüyor) ve kuşlardan böceklere, tüm hayvanlarla konuşmamı sağlayan akik taşlı kolyem! Tüm yaşamınız boyunca hayal bile edemeyeceğiniz yüzlerce mucizeye tanık oldum, peri konseylerinde artık bana da bir sandalye ayrılıyor. Değmeyin keyfime!
Görevler bize yetenek ve tecrübeye olan ihtiyacımız doğrultusunda veriliyor. Ortaklıklar genelde kurayla belirleniyor. Aslında seçilmişler olarak toplam 7 kişiyiz! Bu kadar bürokratik işkence ve süzgece ne gerek var desem de 500 senede bir seçilme şansını yakalayabilen maceraperestleri ürkütmek ve üzmek istemiyorum! Bu anı zaten konseyden habersiz yayınlanıyor, bir de googleperi’ye arama malzemesi vermeyeyim! Bu arada aramızdaki en yaşlı ve kıdemli olarak Kurbaçfili seçilmiş! Sanırım 2.500 sene önce bir bukalemun ve insan arasında pek de ciddi bir fark yoktu, kim perilerin işlerine akıl erdirebilir! Dostumun biraz hafıza ve çevreye uyum sorunu var. İkincisinin bir bukalemun için çok ciddi bir sorun olduğunu söyleyebilirim, çözüm arayışına tanık olmak istemezsiniz. Ikınması sizde yeni anlamlar çağrıştırabilir! Her neyse, peri konseyinin ilk seçilmişlerinden biri ve bu görevde benimle birlikte çalışıyor. Eğer yarına kadar gizi çözer ve yağmur yağdırmayı başarabilirsek umuyorum Kenya’daki Kakamega ormanında güzel bir tatili hak edeceğiz! Şimdi yönümüzü tayin edelim, hadi Kurbaçfili göster kendini!
–Yüzünü güneye çevir ve dört ana yönden birer avuç kum al insan, bakalım tanecikler bize hangi yönü gösterecek… Sana söylediklerimi hatırlıyor musun?
–Söylediklerini hatırlamak mı? Geçen gece uykunda sayıkladığın kim bilir hangi kadim dilden kelimeleri saymazsak günlerdir ağzını açmadın! Kurbaçfili! Yarın son gün biliyorsun! Elimizi çabuk tutmalıyız!
–Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur, unutma! O dili suratına yemek ister misin?
–Ama ben…
Laf yetiştirmemin hiç anlamı yok! Bu göreve çıkarken, peri bana Kurbaçfili’yle ilgili pek de kısa sayılmayacak bir brifing verdi. Bukalemunlar bilge hayvanlar, orası kesin! Ancak kendi türlerinin karşı cinslerine bile pek dostane ve adil yaklaşıyor sayılmazlar, çiftleşme mevsimleri hariç tabi! Nedense geçmiş hayatımdaki dostlarımı aklıma getiriyor bu, akıl düzenleyicimde bir sorun mu var? Hoş, 55 derece sıcakta, tabiat ananın unuttuğu bir çölde yağmuru arayan bir sözde kahraman (Fantom, umarım bu mütevazılığım seni şımartmaz, zira beş kaplan hala ciddi bir fark, dayaktan kurtulamazsın!) akıldan söz edebilir mi?
–Siyam balıklarını bilir misin insan? Hani şu tatlı suda yaşayan yalnız serserileri?
Küçükken annem bir tane beslerdi, hatta bir keresinde…
–Senden sıkıcı hayatını anlatmanı istemedim! En büyük düşmanları nedir biliyor musun? Aynalar! Karşılarına bir ayna çıkar, bak gör ne oluyor! Kendi kendileriyle kavga ederler! Sebebi nedir biliyor musun?
–Eeee, sanıyorum…
–Mor sinekler adına! Siz insanlar net cevaplar vermeyi hangi binyılda öğreneceksiniz! Sanıyormuş! Gerçi ortalama 65 yıl yaşamda öğrenme adına pek bir şey vaat etmiyor ama… İyi dinle, bu bilgileri İbn Cudi Efendi’nin Ansiklopedya-ül Hakikat’ı hariç hiçbir yerde bulamazsın! Siyam balıklarının yaratıldıkları zaman, Tanrı’nın şeytanı kendinden uzaklaştırdığı zamana denk düşer. Neredeyse tüm yaratılanlar Tanrı’dan yana tavır alırken siyam balıkları tereddüt etmiş, “iyi”yi ve “kötü”yü tartışmaya meyletmiştir. Tanrı da bu isyanı görmezden gelmemiş, şeytanla beraber bu zavallıları da cezalandırmıştır. Bu zavallılar tanrı tarafından sorulan bir bilmecenin cevabını bulmakla görevlendirilmiş ve bulana kadar yalnızlığa ve tek başınalığa mahkum olmuştur! Asla bir araya gelemezler, sohbetler edip eğlenemezler, düşünebiliyor musun! Bu hali, biz bukalemunların tek başınalığıyla karıştırma sakın! Bizler tüm evrenin bildiği gibi bu hali tercih ettik, ona esir olmadık! Yalnızlıklarını garanti altına almak için Tanrı onların hamurunu kavgacılık, şüphe ve güvensizlikle yoğurmuştur. Kendileriyle bile kavga eder olmuş, Tanrı’nın sadece amiplerden esirgediği sevişme vakitleri hariç (ki onlarınki de bence mastürbasyon sonucu üreme sayılabilir) hep yalnız başlarına bu melun bilmecenin cevabını arar olmuşlardır. Tanrı’dan bahsediyoruz, Tanrı tabii ki bu cevabı bilmekte ama bu isyankarları iyice sindirmek için zekice hamlesini de yapmaktadır. Bu gazabı dindirecek cevap, siyam balıklarının gözlerinde saklıdır! Bu su yaratıkları aynada kendilerine bakamazlar, dostum! Cevap bu kadar yakın ama tahammül gücü bir o kadar uzaktadır. Hay Bin Yakzan! Güneyde bir kabartı var! İçimden bir ses yönümüzün orası olduğunu söylüyor.
Dostum günlerdir kıpırdamadan uyuduğu omzumdan usulca aşağı süzüldü, her iki gözünü de ağır ağır döndürerek kendisini takip etmemi istedi. Yaklaşık beş saat süren yolculuktan sonra 25 metre ilerdeki belli belirsiz bir kum birikintisine ulaştık. Tahminime göre ortağım gençlik günlerinde bu mesafeyi üç buçuk saatte alırdı, ah şu yaşlılık!
–Burada yolunda olmayan bir şeyler var! Kaz bakalım şurayı… Hayır aptal orayı demiyorum, sağa biraz daha sağa! Bu sıcakta hem işimizi düşünüp hem de seni mi idare edeceğim ben! Ah sevgili peri, bu son işimde niçin bir insanla, hem de böyle tecrübesiz bir insanla bir araya getirdin beni!
–Son işin mi? Ayrılıyor musun?
–Ne ayrılması canım, herkes senin kadar insafsız değil, bu yaşlı ve yakışıklı bukalemuna karşı! Emekli oluyorum! Artık bütün gün tembellik yapıp sinek avlama vaktim geldi! Tabii beni buralarda öldürmezsen!
Kurbaçfili’nin işaret ettiği yeri kazdıkça, toprak serinlemeye, hava nemlenmeye başladı. Adeta kendimi kazmaktan alamadım, daha derinlere inmeye çabaladım. Küreğimin sert bir şeye çarpmasıyla kendime geldim.
–Tamam, aradığımızı bulduk, çıkar bakalım!
Nemli küçük bir sandık! Bu beş günlük cehennem sıcağının sonucunda aradığımız şeyi bulduk ha!
Dokunur dokunmaz susuzluğumu giderdiğim, büyülü, küçük bir sandık ve 2.500 yaşında bir bukalemunla beraber Kisimu çölündeyim. Umarım bu tatil beni biraz dinlendirir!
–Bu, bu nedir?
–Şu senin sinsi sinsi planladığın tatil için biletimiz! Belki de Kakamega’ ya yerleşip emekliliğimi orada geçiririm. Sanırım peri dostlarımız bana sıradan bir bukalemun hayatını ve bir şişe unutma şurubunu çok görmezler. Emeklilik ikramiyesi olarak tek istediğim sıradan bir bukalemuna dönüşmek ve hayat döngümü tabiat anaya armağan etmek. Siyam balıklarına gelince… Bak benim aklı kıt dostum, anafikir şu; her bilmecenin cevabı bizzat bilmecenin içinde saklıdır. Aynaya bakmaya cesaret edebilen her kişi cevaplarını karşısında bulabilir! Bırakalım şimdi bunları! Burası Afrika ve dünyadaki her kültürün tanrıları olduğu gibi buraların da tanrıları var! Bu sandık Roog-sen ya da Amma diye bilinen Afrika tanrısına ait! Roog-sen insanoğlunun yaşamını yönetmez, sadece doğal aksiliklerde ya da felaketlerde ortaya çıkar! Bir de çapkınlıkları ve müzisyenliğiyle ünlüdür! Bu sene yağmur yağdırmayı unutmuş olmalı, ne de olsa o da artık yaşlı bir tanrı. Gökkuşağına şükür ki yüzyıllar önce buraya beraberce bir yağmur bulutu saklamıştık! Ah benim düşünceli dostum, ne günlerimiz geçti! Ağzın açık aptal aptal bana bakacağına aç şu sandığı ve yağmur bulutunu serbest bırak da gidelim artık… Ha, sandığın içinde küçük bir ayna ve üçgen prizma şeklinde kutu olacak, onları da yanına al! Bu aynayı aşık olduğu siyam balığına hediye ettiği ve aşkının kendi kendini öldürdüğü söylenir, kim bilir? Bak bakalım kutudan ne çıkacak! Çapkın dostumuz Roog-sen’in bahtsız aşkına bestelediği bilmece şarkısı olmasın sakın! Daha fazla soru sormadan beni şu tatile doğru yollandır bakalım! Buradaki işimiz bitmiştir!
Sakin sakin omzuma çıkan yaşlı dostumun horultuları ve tatlı çöl yağmuru altında, yarı uyur yarı uyanık, periyle buluşma noktamıza doğru ilerlemeye başladım. Bu siyam balıkları hikayesini niçin anlatmıştı acaba? Bilmece neydi? Hıh, tatilde düşünürüm artık!
~
Sandığı açtığımda neler olduğunu anlatmayacağım, sizleri kıskandırmak istemem. İşte benim beş senedir bu gezegende oradan oraya koşturarak, hayatımı tehlikelere atarak bu işi yapmama sebep olan dürtü; insanın hayatını değiştirebilecek kadar etkili güzelliklere tanık olmak. Eğer üçgen kutudan ne çıktığını soracak olursanız, cevabı aşağıdaki çal tuşunda bulabilirsiniz. Az önce Kurbaçfili’yle vedalaştık, serin bir ormanda hamak ipine tutunmuş 2.500 yaşında bir bukalemun bile kıskanılabiliyor! Umarım emeklilik günleri arzu ettiği gibi geçer. Bense periden aldığım özel izinle uzun bir kişisel maceraya atılıyorum; Afrika’nın insan yüzü görmemiş derinliklerine, şarkıdaki sihirli sesin sahibini bulmaya gidiyorum. Akik taşlı kolyem hariç, bütün imtiyaz ve donanımlarımı arkamda bıraktım. (Fantom’un bundan haberi olursa bir sonraki maceram sizi bulup pataklamak üzerine olabilir, söyleyeyim!) Dürüst olmam gerekirse, tek hayalim bu sesin sahibinin insan olması! Uzun yıllar süren, benimki gibi yalnızlıklar için perilerin bir reçetesi var: “Aşk var mı? Var! Bir tek aşk var!(1)”
*Yıldızlar Nerde Uyur
Vokal: Jehan Barbur
Söz-Müzik: Cudi Genç
(1)Bülent Ortaçgil’in Aşk Var adlı şarkısının sözlerinden.