Ben


G. Sesil Sar

Resim: Yusuf Ustaoğlu

Çığlık, döl yolunun içinden, sokaktaki çocukların görüntü ve sesleriyle karışıp, kadının kulağına girdi.

Kadın irkilerek uyandı, ayna elinden düştü. Etrafına bakındı. Yerinden hafifçe doğrulup salyasını sildi. Önce elleriyle başını sıktı, sonra gözlerini ovaladı. Yerde duran, ikiye katlanan, katlandığında kapanıp aynaları içinde saklayan, alt kapağı düz altın yaldızlı, üst kapağı parlak kumaş üzerine çiçek motifleri işli, aralarına kuru çiçekler serpiştirilmiş, metal parçasına boş boş baktı. Soluk benzine en uygun bakışıydı, ifadesizce süzen bakışları. Altın yaldızlı kapağın göz kamaştırıcılığından mı yoksa uzun süre aynı noktaya bakışından mı bilinmez, gözleri sulandı.

Aklından geçenlerin, başkalarının aklındakiler olduğunu düşündüğü anki gülümsemesini attı, boş ver. Onun bu gülüşü, küstahça gülümsemelere benzerdi. Dudağının sadece bir tarafı kıvrılır, aynı taraftaki kaşını da beraberinde iterdi. Küstahça gülümsemelerden farkı, bakışlarının yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı olmamasıydı. Gülüşünün yarısında gözleri kapalı olur, diğer yarısında da bakışlarıyla bir çemberin dörtte birine eş bir yay çizerdi.

Uzanıp yerden aynayı aldı. Boş bakıyordu, boş baktığını sandı. Sanışlarına, inanmayışını örtmek için aynayı açtı. İfadesiz yüzüyle kendisini kandırdı önce.

Ayna iki yüzlüydü. Bir tarafı diğer tarafa nazaran büyük gösteriyordu. Her iki tarafta da kapladığı alanı, varlığını, tamamının en çok tanınan yerde aradı: yüzünde.

Kendisinde göremediğini, başkalarında aradı. Pencereden aşağıya baktı, sokakta oynayan çocuklara, onlar kocamandı.

Yerine oturdu. Aynayı açıp kendisine tekrar baktı. Yüzünün soluk duruşuna kayıtsız kalamayıp, çantasından siyah rastık, pembe allık ve kırmızı bir ruj çıkardı. Gözlerine rastık çekti, yanaklarına da allık dokundurdu. Sonra rujunu sürdü ve dudaklarını birbirine bastırarak ruju iyice yedirdi. Aynaya asıl kişiliğini vermişti. O sadece bir aynaydı. Bir an üzerinde gördüğü bir siyah noktaya odaklandı. Hohladı, dizine sürttü. Çıkaramadı. Tırnağıyla kazıdı. Leke hala yerindeydi. Aynaya bakıp, görmezden geldiği lekenin gerçekliğine yenilerek, yansıdığı yere, elmacık kemiği hizasındaki benine baktı.

Siyah rastıktan boyanan ellerini yıkamak için lavaboya doğru ilerledi. Ellerini yıkadıktan sonra lavabonun aynasında kendine baktı. Duraksadı. Vesikalık fotoğraf gibi duruşunu sorgulayan aynanın kişiliğine tükürüp, ellerini hızla yüzüne götürdü. Aniden durdu. Gülümsedi ve hızla tükürüğe buladı aynayı.

Yatak odasına girdi. Üzerini değiştirdi. Yatıp uyumanın, verdiği kararların en güzeli oluşunun sevinciyle açtı yorganını hızla, kararından dönmemek için. Tam yatağa girecekken, gardırobundaki boy aynasına asılı kaldı gözleri.

Yalan söylemiş bir insanın, yüzleşme korkusuna bulanan utangaçlığıyla, yorganı yavaşça bırakıp, aynaya doğru ilerledi. İyice yaklaşıp, eliyle boyunun hizasını tuttu. Tuvalet masasına eğilip bir ruj aldı. Tuttuğu hizayı tekrar ölçüp kontrol etti. Sonra varlığının kapladığı alanı rujla çizdi. Boydan boya çizdiği ayna yalancı değildi artık. Geri geri bir iki adım attı. Zaferi gülüşünden okunuyordu. Geri geri bir iki adım daha, sonra bir adım daha… Bir solucan yolunda buldu kendini. Gittikçe küçüldü, her küçüldüğü adımda kısık çığlıklar attı, geri adım attı, küçüldü ve yine çığlık ve yine… Geri adımları hızlandıkça çığlıkları büyüdü solucan yolunda. Hızla geri çekildi, aynada tek bir nokta kalana kadar. Noktaya odaklandı. Sustu. Aynadaki siyah noktaya dokundu. İşaret parmağı göründü sadece, tırnağıyla aynadaki siyah noktayı kazıyan. Leke hala yerindeydi. Aynaya bakıp, görmezden geldiği lekenin gerçekliğine yenilerek, yansıdığı yere, elmacık kemiği hizasındaki benine baktı. Kanıyordu. Bir çığlık attı aniden.

Çığlık, döl yolunun içinden, sokakta ki çocukların görüntü ve sesleriyle karışıp, kadının kulağına girdi. Kadın irkilerek uyandı, ayna elinden düştü. Etrafında bakındı. Yerinden hafifçe doğrulup salyasını sildi. Önce elleriyle başını sıktı, sonra gözlerini ovaladı. Gözlerinde ki rastık dağıldı. Yerde duran, ikiye katlanan, katlandığında kapanıp aynaları içinde saklayan, alt kapağı düz altın yaldızlı, üst kapağı parlak kumaş üzerine çiçek motifleri işli, aralarına kuru çiçeklerin serpiştirilmiş, metal parçasına boş boş baktı.

Yerinden kalkıp pencereden dışarı, oynayan çocuklara bakıp gülümsedi. Camdaki yansımasında, yuvarlak karnını okşayışı vardı.

Resim: Yusuf Ustaoğlu



Page copy protected against web site content infringement by Copyscape